...ѕιмα.. adlı kişinin profiliY!n€ S€n!nl€ G€ld! H@y@t...FotoğraflarBlogListelerDiğer Araçlar Yardım

Y!n€ S€n!nl€ G€ld! H@y@t....

26 Haziran

Besmele'nin içine saklanmış 19 büyük sırlı hakikat...

 
 
 
Besmele her kapıyı açan sırlı bir anahtardır... Peki, neden besmele bu kadar özel ve önemlidir?
Yüce Rabbimiz besmeleye neden bu kadar mana yüklemiştir?
 
Euzü ve Besmele’nin manası nedir?
 
 Euzübillahimineşşeytanirracim demek, Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyada ve ahirette
 helak olan şeytandan, Allahü teâlâya sığınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryat ederim demektir.
Bismillahirrahmanirrahim demek ise, her var olana, onu yaratmakla ve varlıkta durdurmakla,
yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile, bu işimi yapabiliyorum demektir.

Besmelenin sır dolu hikmetleri...
 
 
İlk yazılan, Besmeledir. Âdem aleyhisselama ilk gelen, Besmeledir. Müminler, Besmele yardımı ile, Sırattan geçer. Cennet davetiyesinin imzası Besmeledir. Peygamber efendimiz, (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurdu.
Euzü okumak, (Euzü billâhi mineş-şeytânirracîm); besmele okumak ise, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demektir.
Hadis-i şerifte,
(Kur'an-ı kerime saygı göstermek, Euzü okuyarak başlamakla olur ve
Kur'an-ı kerimin anahtarı, Besmeledir) buyuruldu. Sure okurken, Euzü Besmele okunur.
Âyet-i kerime okurken, âlimlerin çoğuna göre, yalnız Euzü okunur. Sure veya âyet okumaya başlarken Euzü okumak vacip, Fatiha okumaya başlarken Besmele okumak da vaciptir. Diğer surelere başlarken Besmele okumak sünnettir.
Namazda, Sübhaneke okuduktan sonra Euzü Besmele okumak sünnettir. Allahü teâlâ,
 (Kur'an-ı kerim okuyacağın zaman E'uzü... söyle) buyuruyor. (Nahl 98)
Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.
İyi işlere Besmele ile başlamalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Besmele ile başlanmayan her önemli iş noksan kalır.)
[Beyheki]
(Eve girerken Besmele çekilirse, şeytan, “Bu eve girmeme imkan yok” der, dönüp gider.)
[Tibyan]
(Amel defterinde 700 Besmele bulunanı Allahü teâlâ Cehennemden çıkarır.)
[Tergibussalat]
(Besmele ile yazı yazanın haceti kolaylaşır, Allahü teâlâ da razı olur.)
[Deylemi]
(Besmele ile işe başlayanın günahları af olur.)
[İ. Rafii]
(Yemeğe Besmele ile başlayıp, sonunda Elhamdülillah diyenin, daha sofra kalkmadan günahları af olur.)
[Taberani]
(Besmele ile yenen yemek bereketli olur.)
[İbni Mace]
(Sıkıntıya düşen, “Bismillahirrahmanirrahim ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse,
her türlü sıkıntıdan kurtulur.) [Deylemi]
(Bin kere Besmele okuyanın dört bin büyük günahı af olur.)
[Tergibussalat]
(Helaya girerken çekilen Besmele, cinlere perde olur, avret yerlerini göremezler.)
[T. Salat]
(Besmele yazılı bir kağıdı, yerden kaldıran sıddıklardan yazılır.)
[Tergibussalat]
(Besmelesiz koku sürünen, şeytanlara da koku sürmüş olur.)
[İbni Sünni]
(Şeytandan korunmak için, yemeğe Besmele ile başla!)
[Taberani]
(Su içerken Besmele çek, bitince de, Elhamdülillah de ve üç nefeste iç!)
[İbni Sünni]
Yemeğe başlarken, Allahü teâlânın adını anın, yani Besmele çekin! Başında Besmele çekmeyi unutan,
hatırladığı zaman, "Bismillahi alâ evvelihi ve ahirihi" desin!) [Ebu Davud, Tirmizi, Hâkim]
 
Besmele kaç defa okunursa neye şifa olur?
 


Besmele 19 harf dir. Buda Cehennem Zebanilerinin sayısına denktir.

 *Kim Besmeleyi çok okur, bunu adet haline getirirse, Allah; okuyanı Zebanilerden korur.
Ayrıca okuyanın rızkını çoğaltır, dünya ve ahirette makam ve mevkisini arttırır.
(Okuyacak kişi haram yememiş ve tam bir itikat ile şüphe duymadan, kalben inanarak, abdestli olarak okuması gerekir.)
*Besmeleyi günlük hayatta dilinden hiç düşürmeyenin Allah ölüm acısını hafifletir,
kabir sorularını basitleştirir, kabir azabından korur, hesabı kolay ve zahmetsiz olur.
*Besmeleyi, kişi yatmadan abdestli olarak 21 kere okursa, o gece; şeytan, cin, insan şerrinden, yangından,
zelzeleden ve eceli gelmemişse ani ölümden emin bir şekilde uyur. Gece boyunca güven içinde olur.
*Besmele saralı birinin sağ kulağına 41 defa okunursa saralı kişi kendine gelir.
*Besmele zalim ve adaletsizlik yapan hakimin yüzüne karşı 50 defa okunursa, okuyana karşı
hakim baş eğer, hakimin şerrinden güven içinde olur.
*Besmele halis bir niyetle 70 defa yağmur yağması için okunursa yağmur yağar.
*Besmele 100 defa büyülü veya ağrı çeken birine hergün okunursa Allah büyüyü ortadan kaldırır, ağrıyı geçirir.
Bir arzusu, isteği olan Besmeleyi 113 defa cuma günü hatip mminberde iken okur ve hatible
 dua eder ve isteğini talep ederse arzusu yerine gelir.
*Besmele 313 defa pazar günü güneş doğarken, abdestli olarak, kıbleye yönelerek okur ve 100 defa
Peygamber Efendimize S.A.V. salatü selam okursa; okuyanın rızkı artar ve bollaşır.
*Besmeleyi 787 defa isteğinin olması, düşmanlarından kurtulması, bir musibetin kalkması
 için niyet ederek okunursa istek yerine gelir.
*Besmele oruçlu olarak 787 defa kimsenin olmadığı yerde, kıbleye yönelerek okunur ve buna
7 gün devam edilirse okuyan istek ve arzusuna kavuşur.
*Besmele 40 gün sabah namazının ardından kalkmadan 2500 defa okunursa, okuyanın kalb
gözü açılır, esrar ilimlerine vakıf olur.
*Besmeleyi günde 1000 defa okuyanın hem dünyada, hemde ahirette Allah ihtiyaçlarını yerine getirir.
*Besmeleyi hergün sabah ve gece 1000 defa okumaya devam eden; sıkıntıdan, üzüntüden ve hatta hapisten bile kurtulur.
*Besmeleyi 12000 defa okuyup, her 1000 de 2 rekat namaz kılıp ihtiyacını dilerse, isteği yerine gelir,
ihtiyacı karşılanır.Güneş doğarken güneşe karşı oturup 300 defa besmele, 300
defa salavat getiren her işinde başarılı olur ve rızkı çoğalır, bereketlenir.
*Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup, muhabbet ve sevgisi istenilen kişiye içirilirse, içenin kalbinde
 okuyana veya niyetine okunana karşı sevgi ve muhabbet meydana gelir.
Besmeleyi 786 defa bir bardak suya okuyup 7 gün sabah güneş doğarken içilirse içen kişinin zihni açılır, unutkanlığı gider.
40 Gün riyazet ederek, tam bir itikat ile sabah namazının ardından 2500 defa besmele okuyan kişi ilim
sahibi olur, herşeyi rüyasında görür ve bazı sırlara vakıf olur.
 

29 Mayıs

Gerçek güzellik ruh güzelliğidir...

 
 
 
İnsanın ahlâkını düzeltebilmesinde ruh ve kalbin önemli bir yeri vardır. Bunun için ruh ve kalb nedir bunu bilmek gerekir.
Kalb ile yürek aynı şey değildir. Göğsün sol tarafındaki et parçasına yürek denir. Yürek hayvanlarda da bulunur.
İnsana mahsus olan kalbe "Gönül" denir. Kalb, görünmez bir kuvvettir. Tesirleri ile, eserleri ile tanınır.
Meselâ elektrik cereyanı da görünmez. Fakat ampulden geçtiği zaman, rezistans telini ısıtarak ışık
 hâsıl ettiği için ampulde cereyan bulunduğunu anlıyoruz. Halbuki elektrik madde değildir.
Bir yer kaplamaz. Kalb dediğimiz kuvvet de madde değildir.
Yer kaplamaz. Yürek denilen et parçasında eserleri görüldüğü için "Kalbin yeri yürektir" diyoruz.
Kalb, ruh ile nefs arasında bir köprü gibidir. Marifetler, feyzler, kalbe ruh vasıtası ile gelir.
Kalb, his uzuvlarına da bağlıdır.
His uzuvları ne ile meşgul olursa, kalb ona bağlanır. İnsan güzel bir şey görünce,
güzel bir ses duyunca, tatlı bir şey alınca kalb bunlara bağlanır. Ruha veya nefse tatlı gelenleri sever.
Bu sevgi insanın elinde olmaz. İnsan güzel bir şey okuyunca, kalb, bunların manâlarına,
yazarına bağlanır. Güzel, tatlı demek, kalbe güzel, tatlı gelen şey demektir.
İnsan, çok defa hakîkî güzelliği anlıyamaz.
Nefse güzel gelen ile, ruha güzel geleni birbiri ile karıştırır.
Ruh kuvvetli ise, hakîkî güzelliği anlayıp, onu sever, bağlanır.
Âyet-i kerîmeler, hadis-i şerifler, evliyânın sözleri, duâ, ibâdet gibi şeyler aslında güzeldir.
Çok tatlıdır. Kalbin nefse bağlılığı azalınca ve nefsin elinden kurtulunca, bunları okuduğu,
duyduğu zaman, bunların güzelliğini anlar ve bağlanır da, insanın haberi olmaz.
Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lâzımdır.
 Bu da, Resûlullaha uymakla olur.
Muhammed aleyhisselâma uyarak kalbini nefsinin pençesinden kurtaran bir kimse,
 bir velîyi incelerse, onun Resûlullahın vârisi, Allah'ın sevgili kulu olduğunu anlar.
Allahü teâlâyı çok sevdiği için, Allah'ın sevdiğini de çok sever.

Fakat sevebilmek kolay bir şey değildir. Nefsin sevdiklerini, ruhun sevdiği hakîkî güzellikler
 sanarak aldananlar çok olmuş, felâkete sürüklenmişlerdir.
Nefis ve şeytan, burada çok kimseleri aldatmıştır...


 
11 Mayıs

elif....

 

elif karanlıkta oturuyordu

bir "be" bulsa, açılacaktı yolu; 

ama sırdı "be"

"elif" sırrın varlığını bile bilmiyordu

oysa gelmesi gerekiyordu be' nin

gelmesi ve

ayağına düşmesi elif'in

...

    

 

Nazan Bekiroğlu 

 

 

   

her elif’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki; kelamını başlatır bir

“elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene.elif’i cümleye sevdirir; cümleye elif’i faydalı kılar.

kelamını kalbe vahiy kılan bir yar var ki, elif’liğinin

idrakinde olmayan  her yürek için büyük sıkıntılar verir ; bu o’ yar’in merhametindendir, fazlındandır.

 

 

                            elif…

yar’sızlığı seçtiğin gün, be’nin yakınlığına el çevirdiğin gündür; aşk’ı anlatan

bir cümle başlamaz artık…yusuf’un kıssası başlamaz artık; karanlık bitmez,

kuyudan çıkmaz bir sultan; züleyha’nın yüreği aklanmaz aşk’la…

 

                            elif…

yar’sızlığı seçtiğin gün,onulmaz yaralar açılır yüreğine; varlığından bihaber

olduğun o bedel-i ahsen’e…artık sen hüznün mevsimini yaşarsın her dem;

inşirahı dinleyen dilin yorulur, aşk’ı dileyen yüreğin yorulur.

inşirahı dilersin her dem; zikri özleyen gecelerin şikayetini duyar kulakların,

dilin damağını özler…dilin yar’in adını özler; nefese dokunmayı özler…

 

                            elif…

yar’sızlığı seçersen be’nin yanında olduğunu hissedemezsin.aşk’ı anlatır sana vasfının

“arayan” olduğunu anlayamazsın.girdiğin her sokakta oyalanırsın;

be’nin sokağına varmaz ayakların; aşk’ın sokağına varmaz…

 

                            elif…

senin cümley(l)e aşk’ı anlatman lazım; be’yi bulman lazım…be’yle olman lazım!

 

                            elif…

                            aşk hatrına yar’e yakın kıl yüreğini…

       sare nokta!        sare nokta!

  

 

 
 
 
08 Mayıs

Bir Bebeğin Duası...

 
 
Ey gökleri ve Yeri ve içindekileri yoktan yaratan Rabbim!

Ben bir hiçtim,beni Sen Kudretinle yarattın.
Bana Sen vucüt verdin,hayat verdin,ruh verdin.
Bunları Sen bağışlamasaydın eğer,hiç kimse beni hiçlikten ve yokluktan çıkarıp bu dünyaya göndermezdi.
Ben bir anne ve babadan doğdum.ama ben dünyaya gözümü açmadan önce,
onlar da nasıl bir bebek beklediklerini bilmiyorlardı. Bana Sen kendi dilediğin gibi bir süret verdin.
Bana dünyada hiç kimseye vermediğin bir sima verdin.
Alemlerin Rabbi benim yüzümde,sadece bana ait bir eserini nasıl işlemiş,göreyim ve göstereyim diye.

Bana göz verdin,Senin eserlerini göreyim diye.
Bana kulak verdin,Senin yarattıklarının Seni nasıl zikrediyor işiteyim diye.
Bana akıl verdin,Seni bulayım diye.
Bana dil verdin,Seni zikredeyim diye. Bana kalp verdin,Seni seveyim diye.
Dünya ve ahiretin bütün nimetlerini önüme serdin ve bana bir arzu verdin”Senden isteyeyim diye”

Vermek istedin.çünki vermek Senin şanındandır.
Onun için bana istemeyi öğrettin. Aldığım her nefes Senin Rahmetindendir Ya Rabbi.
Eriştiğim her nimet Senin ihsanındandır Ya Rabbi.
Neşem,sevinçim,mutluluk ve huzurum hep Sendendir Ya Rabbi.
Senin gizli açık nimetlerinin sayısını bilemem,hayal bile edemem.bilsem de saymakla bitiremem Ya Rabbi.
Yalnız üzerimdeki en büyük nimetini bilirim:
”Bana şükretmeyi öğreten de Sensin Ya Rabbi”
 
 
01 Mayıs

Ey Yüceler Yücesi

 

 
Ey yüceler yücesi ! ey her derde deva! Ya ilahi! Ya Mevla!
Habibin Muhammed (SAV) hürmetine senin elinden tutmana muhtaç kullarına yardım et!
Bizlerden rahmetini, şevkatini, hidayetini, bağışlayıcılığını, esirgeme,
Bizlere seni ve senin bizlere cennet vesilesi olarak gönderdiğin elçilerini, kitab-ı nurunu tam olarak anlama, sabrı kendisine rehber etme ve sadece sana günevip sadece senden yardım dileme ve bu güvenle içimizi rahat tutarak sorunlarımızın üstesinden gelme yetisini, kudretini, erdemini nasip eyle ey sahibimiz!
Amin.Amin.Amin...

08 Nisan

Peygamber Efendimizin mübarek isimleri ve manaları...

 
 
Resulullah Efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" Mübarek İsimleri ve Manaları:
 

Abdullah: Allah (cc)' ın kulu
Âbid: Kulluk eden, ibadet eden
Âdil: Adaletli
Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş
Ahsen: En güzel
Alî: Çok yüce
Âlim: Bilgin, bilen
Allâme: Çok bilen
Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi
Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan
Beşir: Müjdeleyici
Burhan: Sağlam delil
Cebbâr: Kahredici, gâlip
Cevâd: Cömert
Ecved: En iyi, en cömert
Ekrem: En şerefli
Emin: Doğru ve güvenilir kimse
Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan
Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran
Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran
Gâlip:
Hâkim ve üstün olan
Ganî: Zengin
Habib: Sevgili, çok sevilen
Hâdi: Doğru yola götüren
Hâfız
: Muhafaza edici
Halîl: Dost
Halîm: Yumuşak huylu
Hâlis: saf, temiz
Hâmid: Hamd edici, övücü
Hammâd: Çok hamdeden
Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan
Kamer: Ay
Kayyim: Görüp, gözeten
Kerîm: Çok cömert, çok şerefli
Mâcid: Yüce ve şerefli
Mahmûd: Övülen
Mansûr: Zafere kavuşturulmuş
Mâsum: Suçsuz, günahsız
Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü
Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren
Mekkî: Mekkeli
Merhûm: Rahmetle bezenmiş
Mes'ûd: Mutlu
Metîn: Çok sağlam ve güçlü
Muallim: Öğretici
Muktedâ: Peşinden gidilen
Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli
Müctebâ: Seçilmiş
Mükerrem: Şerefli, yüce
Müktefî: İktifâ eden, yetinen
Münîr: Nurlandıran, aydınlatan
Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş
Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş
Muslih: Islah edeci, düzene koyucu
Mustafa: Çok arınmış
Müstakîm: Doğru yolda olan
Mutî: Hakka itaat eden
Mu'tî:
Veren ihsân eden
Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan
Müşâvir: Kendisine danışılan
Nakî:
Çok temiz
Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini
Nâsih: Öğüt veren
Nâtık: Konuşan, nutuk veren
Nebî: Peygamber
Neciyullah: Allah' ın sırdaşı
Necm(i): Yıldız
Nesîb: Asil, temiz soydan gelen
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu
Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk
Nûr: Işık, aydınlık
Râfi: Yükselten
Râgıb: Rağbet eden, isteyen
Rahîm
: Mü'minleri çok seven
Râzî: Kabul eden, hoşnut olan
Resûl: Elçi
Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü
Saîd: Mutlu
Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan
Sâdullah: Allah' ın mübârek kulu
Sâdık: Doğru olan, gerçekci
Saffet:
Arınmış, seçkin kişi
Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici
Sâlih: iyi ve güzel huylu
Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan
Seyfullah: Allah' ın kılıcı
Seyyid: Efendi
Şâfi: Şefaat edici
Şâkir:
Şükredici
Tâhâ: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi
Tâhir: Çok temiz
Takî: Haramlardan kaçınan
Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş
Vâfi:
Sözünde duran, sözünün eri
Vâiz: Nasihat eden
Vâsıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran
Yâsîn: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil
Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren
Zâkir: Allah' ı çok anan 

 
 

27 Şubat

Tutun...

 
 
            TUTUN...             
Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını
Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan Yusuf-un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu.
Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.

Özlemlerin, Medine-de Muhammed-in(s.a.v) gelişini bekleyen insanların
coşkusuyla karşılasın vuslatını.
Düşüncelerine tutun...
Kendi vicdanının yargıcı, kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni, kendi sıkıntısının ilacı, kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu, kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol.
Kalbine tutun...
Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrümün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle. En çok kalbine, kendine tutun...
Çünkü;
Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed-in (s.a.v) Hira-dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.
Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.
Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır.
 
Nurdal DURMUŞ

 
 

1 Dakika...


                                



1- 1 dakikada 5 defa Fatiha suresini seri bir şekilde okuyabilirsin.Fatiha suresini bir defa okumak bile çok büyük sevaptır.
2- 1 dakikada on defa ihlas suresini okuyabilirsin 10 defa ihlas suresi 3 kuran hatmine bedel sevap kazandırır .Hergün bir dakikanı ihlas suresine ayırsan ayda 300 defa senede 3600 defa ihlas okumuş olursun.Bu da 1200 hatme bedel olur.
3- Yüzüne bir dakikada Allah’ın kitabından bir sahife okuyabilirsin.
4- 1 dakikada kısa bir hadis ,kısa bır ayet ezberleyebilirsin.
5- 1 dakikada 30 defa kelimeyi tevhid getirebilirsin.
6- 1 dakikada 100 defa sübhanallahi ve bihamdihi dersin.Denizlerin köpüğü kadar günah da olsa bağışlanır.
7- 1 dakikada 40 defa La havle dersin cennet hazinelerinden 40 hazine elde etmiş olursun.
8- 1 dakikada 60 defa Esteğfirullah el azim dersin bağış ve affa nail olursun.
9- 1 dakikada 25 defa salatu selam söylersin 250 sevabı, 250 bağış ve 250 dereceye nail olursun. Şefaati Mustafa’ya (seLamın aLeykümv) nail olursun.
10- 1 dakikada dua,tefekkür,tezekkür kalbini inceleyen itaatlerle olursun. Kalbin 1 dakikada ameli
yerine göre ömre bedel olur.
Hayattan bir dakika ne kadar kıymetli oysa biz hayatımızı harap,zayi etmişiz. Ömrümüzden nice yıllar akıp giderken bir dakikada kazanabileceğimiz bir çok şey vardır.
Siz de bu bilgileri ezberleyip yolda içinizden okuyabilir ve sevaplarına kavuşabilirsiniz!

Not: 1 dakika zaman zarfı sadece örnektir. 1 dakikaya sığdırmak için daha hızlı okumamak gerekir.
 
30 Ocak

Gölgen Arkandan İster Gelsin İster Gelmesin...



KUR'AN NURUNU AL YANINA YÜRÜ!...

...GÖLGEN ARKANDAN İSTER GELSİN,İSTER GELMESİN...

Yağmur her yağdığında kabullenir onu toprak.Çünkü gökyüzünden gelen rahmettir meleklere emanet edilmiş damlalar... Güneş(asm) gülümseyerek izler yağmurun inişini,gülümseyerek izler uzak diyarlardan... Yağmuru bilen,ne olduğunu anlayan topraklar nasıl büyük bir heyecanla,coşkuyla kucaklaşır yağmurla...Bilirler çünkü geliş sebebini,bilirler çünkü hangi diyardan geldiğini..."Bismillah der düşer toprağa yağmur,"Bismillah" der basar onu sinesine kainat..."Rahman ve Rahim olan..." der dünya onun ekseni etrafında dönmeye beşlar hiç perişan olmadan.Hiç korkmaz dünya onun ekseni etrafında dönmekten.O yörüngeye geçmek kıyameti getirmeyecektir bilir çünkü dünya.Toprağa düşen her bir damla sınırsız zamanın olduğu bir
mekan getirir onu kucaklayana... ALLAH Allah (cc) istemedikçe toprağa düşebilir mi hiç yağmur?ALLAH Allah(cc) istemedikçe hiç basabilir mi sinesine onu kainat??? Neden kabul etmezsin rahmet damlalarını ey çöl,neden?Gel kavuş rahmetdamlalarına;
diril onlarla yeniden...Görmez misin çatladı bağrın yıldırıma tutulmuş bir ağaç misali,görmez misin yanık bağrının yok dünyada emsali...Terk etti seni bağrındaki yeşillik,terk etti seni ruhundaki maneviyat.Rüzgarlar savurup duruyor zerrelerini oradan
oraya...Yeşillik görmedin ya inanmazsın sen bu duyguya...Bir gün gelecek ağlayacaksın yana yakıla...Ağlayacaksın ama duyan olmayacak seni mahşer diyarında...Kupkuru bedenini ateşler de sarınca...İşte o zaman ağlayacaksın uzak kaldığın için yağmura! ALLAH Allah (cc) sana sorunca "Rahmetimden,yağmurumdan,damlalarımdan haberin yok muydu??" diye...Söyle ona hangi yüzle söyleyeceksin "Affet beni rabbim!" diye...Oysa şeytan dünyada seni ne çok getirdi hileye... Uyan artık ey çöl,uyan artık ey insan uyan! Değil misin ilk rahmet damlasının adının "OKU" olduğunu duyan?Bilen değil misin Kainatın Gülü'dür sana ayetler okuyan...Kua'an yağmuru durmadan yağıyor yeryüzüne...İşte budur deva yüreğindeki her derde...Sen iyisi mi
benim sözümü iyi dinle,sırılsıklam ıslan Kur'an yağmuru ile!Kupkuru çölleri cennete çeviren gül geldi ALLAH Allah(cc)'ınizniyle...Benim sana son sözüm; Kur'an nurunu al yanına ilerle,gölgenle karşılaşırsın elbet mahşer gününde...
22 Ocak

Namaz...

 
 
 
 
    “Ey zaman! Zamanın tamamı sende..”  

Ne demek şimdi bu?...
Bu, demektir ki; Kâinatta zaman subjektiftir..
Bir örnekle açıklayalım;
Mesela;
Ben burada öğle namazını kılarken, başka yerdekiler ikindi namazını, bir diğer yerdekiler akşam namazını,
başka yerdekiler yatsıyı, beşinci yerdekiler de sabah namazını kılıyorlar...
Yani;
Bir anda yeryüzünde Allah için sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı ezanı okunuyor..
Yani; Her zaman ve zamanın her vaktinde, her yerde kesintisiz olarak yüce Allah anılmaktadır..
Yani; Sultanlık dileyen canlar, kulluktadır..
Düşünebiliyor musun?..
Aynı anda 5 vakit namaz birden kılınıyor...
Düşünebiliyor musun?..
Başını secdeye koyduğun O an;
Dünyanın her yerinde başlar, değişik vakitlerin namazları olsa da secdededir..
Ve işte anla ki; Kainat büyük bir mescittir...
Düşün! Bu ne muhteşem bir duygudur..
“Lebbeyk!” diyen gönülleri
Bir anda Secdey-i Rahman’da birleştiren ne muhteşem bir birlikteliktir..
Bu ne büyük bir buluşmadır..
Ve Düşün ki;
Bu büyük randevuya
Gelmeyen.Veya Geç gelen
veya Kaytaran
Nasıl bir hüsrandadır..Ve Neleri kaybetmiştir...
 
 

Namaza Yahut Hayata Durmak...


Ruhumun ateş denizlerinde ılık nefesinle serinledim
Senin mübarek ökçelerinde yükselerek arşa değdi başım
Gafilliğimin intiharı, basiretimi doğuran gül yüzlü ana…
Günahlarıma emsalsiz panzehir, sevaplarımın bereketi
Secdede miracı olursun her kulun, alınların busesi değer sana

Gece yarısı zifiri karanlıklarımın nurlu şamdanı
Göz göz olup paralanmış yürek yaralarıma merhemsin sen
Cemre diye düşersin çölleşen yüreklerin en mahrem yerine
Sıratın kıldan ince, kılıçtan keskin yollarında burağım olursun
Gönlümün kırık pervazlarına konan ürkek bir güvercinsin sen

Ezanların ertesinde ruhuma üflenen sonsuzluk iksiri…
Gözümün nuru, gönlümün süruru, ümitlerimin kundağı namaz
Huzurun dayanağı, kirlenmemiş ruhların sığınağı, can parem
Gonca güllerin bereketli toprağı, ruhumun asaleti…
Zamana ve mekâna gülümseyen gül yüzlü suret namaz…

Açlığın son kertesinde ruhumu emziren mukaddes varlığımsın
Bataklıklarda sere serpe uzanan gölgeme can veren sensin
Sensin gönlümü uçurumlardan düzlüğe çıkaran şehrayin
Nice ölümleri yaşam kıldın, nice müsvedde hayatları dirilttin
Her secdede üflediğin nefesle Hakk’a yakınlaştıran imbatım oldun

Rahmet denizlerinde iri bir katresin ey müminin miracı namaz!..
Çölleşen ruhlarımızı yeşerten samimi bir dua, ab-ı hayatsın gönül çeşmesinde
Vakti kuşatan, ruhu kanatlandıran bir bakışsın gözbebeklerinde
Son Nebi’nin mukaddes çağrısı, göklerden gelen mihmansın sen
Huzuru yanlış adreslerde arayan zavallıların emsalsiz yitiğisin

Cennetin müjdesi, cehennemin kilidisin, karanlık ruhlara doğan güneşsin
Günahın ve isyanın gölgesinde imanın dirilişine kutlu bir vesilesin
Gönül tellerimi titreten tezene, seherlerimin nurlu şafağısın sen
Gücenik hissiyatımın kanatları, büyüyen umutlarımın gölgesi namaz
Sensin düşlerimin eşkini, sensin yürek coğrafyamın mübarek nurlu dağı

Her Miraç’ta secdelere dökülen pişmanlık gözyaşları günah ateşlerini söndürsün
Rahmet sağanağı alsın tenin kızgınlığını, dağılsın yüreklerden umutsuzluğun efkârı
Diriliş muştuları ezanla birlikte sarsın ruhumu, seccadeler öpsün mübarek alınlardan
Ölüm varsın beklesin şahdamarın yanı başında, ölümsüzlük çalsın kapımızı
Fatihalar ses versin maveradan, namazın kutlu saltanatı dünyayı cennete döndürsün...
 
04 Ocak

Kul Hakkı....

 

 
 
 
Kul hakkından korkmak gerek!..

Mevtalarını mezara koyduktan sonra eve dönen mirasçıların yapacağı ilk iş, önce merhumun üzerindeki kul haklarını araştırıp tespit ederek hemen ödemektir.Varsa borçlu bulunduğu kimseleri bulup haklarını helal etmelerini mutlaka sağlamaktır.
Çünkü insanın üzerindeki kul borcu, borçların en büyüğü, ahiret açısından da en korkulanıdır. Denebilir ki, Rabb'imiz kul hakkını şehitlerden bile affetmiyor. Onları bile borçları ödenmediği sürece şehitlik makamına çıkarmıyor. Hak ettikleri şehitlik makamına, ancak kullara olan borçları ödendikten sonra çıkabiliyorlar.
Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri cenaze namazını kıldıracağı mevtanın üzerinde kul hakkının olup olmadığını da soruyor, ölenin borcu varsa, kul hakkı vardır üzerinde, diyerek namazını kıldırmıyor, başkalarının kıldırmasına havale ederek insanlara borçlu gitmeme konusunda böyle uyarıcı mesajlar sunuyordu.
Bir defasında namazını kıldıracağı cenazenin borcu olduğu anlaşılınca beklemeyi tercih etmişti. Cenazeye iştirak edenler durumu anlayınca büyük bir vefakarlık göstererek hemen oracıkta topladıkları parayı borçlu bulunduğu kimseye vererek cenazeyi kul borcundan kurtarmışlar, bundan sonra namazını kıldıran Efendimiz (sas), kul hakkıyla gitmeme konusunda çarpıcı bir misalle şöyle açıklamada bulunmuştu:
-Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, bir insan Allah yolunda üç defa şehit olsa bile üzerindeki kul hakkı ödenmedikçe cennetteki makamına erişemez!..
Evet.. kul hakkından korkmak, kul hakkıyla gitmemeye dikkat etmek gerekmektedir...Kul hakkının böylesine ehemmiyetinden dolayıdır ki, alimlerimiz yaptıkları tavsiyelerinde ikazlarda bulunarak diyorlar ki:
-Sakın kimseyi şu, bu bahanelerle aldatarak haklarını almaya kalkmayın; mallarını üzerinize geçirmeye yönelmeyin. Şayet geçmişte üzerinizde kul hakkı kalmışsa, sahibiyle mutlaka helalleşin, hayatta değilse mirasçısına ödeme yapın. O da mümkün değilse, hak sahibi adına bir yoksula, hizmete verin... Çünkü kul hakkıyla giden insanın ruhu askıda kalır, hak sahiplerine hakları ödeninceye kadar askıdan kurtulamaz. Hatta bu kul, şehit bile olsa!..
İslam'ın kul hakkına böylesine değer verişinden dolayıdır ki, geçmişteki imanı kuvvetli, dindarlığı sağlam toplumlarda para, mal, eşya gibi dünyevi değerlerin çalınıp kaybolması konusunda bugünkü gibi kötü örnekler yaşanmıyordu. Hatta zaman zaman dükkanlar açık bile bırakılabiliyor, bağ, bahçeye bekçi gereği de görülmeyebiliyordu. Kilit fabrikaları kurmaya bile ihtiyaç duyulmuyordu.Çünkü dindarlığı kuvvetli, imanı sağlam kimse başkasının malına el uzatma niyetine giremiyor, kul hakkını yüklenme cesaretini kendinde bulamıyordu. Kul hakkı şehitlerden bile affedilmiyor, kul borcunu ödemeden gidenlerin ruhları, hak ödeninceye kadar askıda kalıyordu...
Böyle bilen ve inanan insanın haddine mi birinin hakkına el uzatması, komşusunun malını gasp etmesi, bir kılıfını bularak devletin imkanlarını hortumlaması, kapkaççılığa yönelmesi?..
Nitekim savaşa giden Osmanlı askerlerinin uğradıkları bağ bahçeden aldıkları meyvenin parasını oraya bırakma titizliği göstermeleri de, kul hakkının savaşta bile ihmal edilmediğinin göstergesi oluyordu...Ne var ki günümüzde dine karşı düşmanca tavırlar alarak kul hakkından korkma inancını sarsanlar, öylesine insan tipleri yetiştirdiler ki, başkalarının hakkını almaktan da, çalmaktan da çekinmiyor, maneviyatsızlığın insanları ne hale getirebileceğinin ibretli örneğini de gözler önüne sermekten de geri kalmıyorlar...

Demek ki din bize sadece ahiretimizi kazandırmakla kalmıyor, dünyamızı da düzenliyor, birbirimizin haklarına karşı "Kul Hakkı" diyerek dikkatli olmamızı da sağlıyor. "Dinin hedefi öbür dünyadır, bu dünya ile ilgisi yoktur." diyerek dini devreden çıkarmak isteyenlerin duymayan kulakları çınlasın, demekle yetiniyoruz.

Kabir Azabı...

 
 
 
Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir.
Kabir azabının aslı, Dünya sevgisidir. Fakat şiddet derecesi ayrıdır. Azlığı, çokluğu Dünya sevgisine göre değişir. Azap, kalbin Dünyaya bağlanmasının sonucudur.
Kafirlerin kabir azabı, kıyamete kadar devam eder. Yalnız cuma ve Ramazan günleri kalkar. itaat erbabı için kabir azabı yoktur. Ancak kabrin şiddet ve azametini hisseder. Asilere gelince bunlar için kabir azabı vardır. Ancak kıyâmete kadar devam etmez. Cuma günleri kalkar. Hatta cuma gecesi ölen asi, bir saat kabir azabı görür.
Resulullah (a.s) buyuruyor:
Kabir ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir.
Kabir azabı haktır. Onlar kabirde azap çekerler, onların azabını hayvanlar işitir.
Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!.
Resulullah (a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında laf taşıyıcılık yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" buyurmuşlardır.
 
 
 
31 Aralık

Herşey Bismillahirrahmanirrahim İle Başlar....

 

 
 
Bismillahirrahmanirrahim…

Her Şey Bismillah İle Başladı… 
ALLAH'ın Allah (cc) Adıyla Der Tüm Cihan…
Ve Onla Kapatır Tüm Çehresini…
Bismillah’a İnanarak…
Ağaç, Lisan- Hal, Çiçekler…
Tohumlar, Otlar, Toprak…
Bismillah Der…
Her Hayrın Başıdır, Büyük Tükenmez Kuvvettir…
Yiyecek Vermek İçin Tüm Bitkiler…
Bismillah Der…
Hayvanlar Ve Her Türlü Canlı…
Etini, Sütünü, Yününü Vermek İçin…
Bismillah Der…
Allah’ın Nimetlerini Getirmek İçin Bizlere…
Her Şey ALLAH Allah (cc) Namına…
Bismillah Der…
Biz Ve Tüm Müminler…
Ona İnananlar Ona Kul Olanlar…
Bismillah Der… 
ALLAH Allah (cc) Namına Almalı ALLAH Allah (cc) Namına Vermeliyiz…
Nimetler Karşısında Borcunu Ödeyen Kul…
Bismillah Der…
Zikir, Şükür Ve Fikir Düşüncesiyle…
Yine Ona Şükretmeli…
Yine Onu Anmalı…
Ve Yine ALLAH Allah (cc) Demeliyiz…
Yani Bismillah (ALLAH Allah (cc) Adıyla)…
Her Şey Bismillah İle Başladı…
ALLAH'ın  Allah (cc) Adıyla Der Tüm Cihan…
Ve Onla Kapatır Tüm Çehresini…
Bismillah’a İnanarak…

  

27 Eylül

Allahü Tealanın Sıfatları...

 

 

Allahü teâlânın sıfatları Sual: Allah'ın sıfatları hangileridir?
CEVAP:Allahü teâlânın Sıfat-ı zatiyyesi altıdır:

1- Vücûd: Allahü teâlâ vardır. Varlığı ezelidir. Vacib-ül vücûddür, yani varlığı lazımdır.

2- Kıdem: Allahü teâlânın varlığının evveli, başlangıcı yoktur.
3- Bekâ: Allahü teâlânın varlığının âhiri, sonu yoktur. Hiç yok olmaz.
Ortağı olmak muhal olduğu gibi, zat ve sıfatları için de yokluk muhaldir.
4- Vahdaniyyet: Allahü teâlânın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yoktur.
5- Muhalefetün-lilhavadis: Allahü teâlâ, zatında ve sıfatlarında hiçbir mahlukun zat ve sıfatlarına benzemez.
6- Kıyâm bi-nefsihi: Allahü teâlâ zatı ile kâimdir. Mekana muhtaç değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiyaçtan münezzehtir. Bu kâinatı yokluktan varlığa getirmeden önce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep öyledir.
Allahü teâlânın Sıfat-ı sübûtiyye'si sekizdir.

1- Hayat: Allahü teâlâ diridir. Hayatı, mahlukların hayatına benzemeyip, zatına layık
ve mahsus olan hayat, ezeli ve ebedidir.
2- İlm: Allahü teâlâ her şeyi bilir. Bilmesi mahlukatın bilmesi gibi değildir. Karanlık gecede, karıncanın,
kara taş üzerinde yürüdüğünü görür ve bilir. İnsanların kalbinden geçen düşüncelerini,
niyetlerini bilir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.
3- Semi: Allahü teâlâ işitir. Vasıtasız, cihetsiz işitir. İşitmesi, kulların işitmesine benzemez.
Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.
4- Basar: Allahü teâlâ görür. Âletsiz ve şartsız görür. Görmesi göz ile değildir.
5- İrade: Allahü teâlânın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her şey Onun dilemesi ile var olur.
 İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur.
6- Kudret: Allahü teâlâ, her şeye gücü yeticidir. Hiçbir şey Ona güç gelmez.
7- Kelam: Allahü teâlâ söyleyicidir. Söylemesi alet, harfler, sesler ve dil ile değildir.
8- Tekvîn: Allahü teâlâ yaratıcıdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi O yaratır.
 Allahü teâlâdan başkası için yaratıcı dememelidir.
Allahü teâlânın sıfat-ı sübûtiyyesi de, sıfat-ı zatiyyesi gibi kadimdir. Bu sıfatları da, zatından ayrılmazlar. Yani sıfatları zatının, kendinin aynı da değildirler, gayrı da değildirler.
Allahü teâlânın sıfatlarının hakikatlerini anlamak da muhaldir.
Hiçbir kimse ve hiçbir şey Allahü teâlânın sıfatlarına ortak ve benzer olamaz.

....

                               

 

 

 

 

 

                                    

 

 

 

 

  
       

               

                  

(ARKADAŞLAR SPACEMDE CHAT BOX  İSTEMİYORUM SAYGI GÖSTERİP EKLEMEZSENİZ

SEVİNİRİM ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER...)

                                              


                                                                

Lütfen bekleyin...
Girdiğiniz yorum çok uzun. Lütfen kısaltın.
Hiçbir şey girmediniz. Lütfen yeniden deneyin.
Üzgünüz, şu anda yorumunuzu ekleyemiyoruz. Lütfen daha sonra yeniden deneyin.
Yorum eklemek için ebeveyninizden izin almanız gerekiyor. İzin isteyin
Ebeveyniniz yorumları devre dışı bıraktı.
Üzgünüz, şu anda yorumunuzu silemiyoruz. Lütfen daha sonra yeniden deneyin.
Bir günde bırakılabilecek yorum sayısı üst sınırını aştınız. Lütfen 24 saat içinde yeniden deneyin.
Sistemlerimiz diğer kullanıcılara istenmeyen posta gönderiyor olabileceğinizi bildirdiğinden hesabınızdan yorum yazma özelliği kaldırıldı. Hesabınızın devre dışı bırakılmasının yanlış olduğunu düşünüyorsanız, lütfen Windows Live desteğine başvurun.
Yorum bırakmayı bitirmek için aşağıdaki güvenlik denetimini tamamlayın.
Güvenlik denetiminde yazdığınız karakterler, resimdeki veya sesteki karakterlerle eşleşmelidir.
25 Eki.
animation3978su3ob7eb0qn

BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI
                                                                                                                                       g11zr0vq4zc1qa


Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları
yazarken
gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana
göre
değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman
hep
ağladım.Yine ağlıyorum... Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak
istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen
yazılı
satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış
diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak
babamın
tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy
okulunda
okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam
okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak
istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı
adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi
Altınay
idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi
gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım
notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik
yaşımda
ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe
onsuz
tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o
bize
geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha
o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada
bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize
rica
ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı
sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine
aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha
çok
seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü
ortaokul
yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde
kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah\\\'ım o karar bize
iletildiğinde
dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı
duyguları o
da paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde
evlendirelim
diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah\\\'a şirk koşar
gibi
günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha
bırakma
demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne !
eğmiş,gülümsemiş ve
elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor
okuldan
çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir
elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya
cennet
gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi
de
bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız
yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir
cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl
yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun
benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını
bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için.
Eli
yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört
adım
atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de
geride
kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin
altında
kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim
üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi
çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir
şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeye
çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir
taş
suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde
bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan
yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım
başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize
damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye
yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse
arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.
Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen...


Bu yazıyı okurken sizinde eliniz terlediyse o zaman bilin ki sizde sevdiniz….
duygulandınız hatta ağladınız ama işte kader…

8 Eyl.
DOST .yazan:
"YUNUS EMRENİN DİLİYLE"
 
 

Taştın Yine Deli Gönül

Taştın yine deli gönül
Sular gibi ça
ğlar mısın
Aktın yine kanlı ya
şım
Yollarımı ba
ğlar mısın

Nidem elim ermez yâre
Bulunmaz derdime çare
Oldum ilimden avare
Beni bunda e
ğler misin

Yavı kıldım ben yolda
şı
Onulmaz ba
ğrımın başı
Gözlerimin kanlı ya
şı
Irma
ğ olup çağlar mısın

Ben toprak oldum yolunda
Sen a
şırı gözetirsin
Şu karşıma göğüs geren
Ta
ş bağırlı dağlar mısın

Harami gibi yoluma
Aykırı inen karlı da
ğ
Ben yârimden ayrı dü
ştüm
Sen yolumu ba
ğlar mısın

Karlı da
ğların başında
Salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim içün
Ya
şın yaşın ağlar mısın

Esridi Yunus'un canı
Yoldayım illerim kanı
Yunus dü
şte gördü seni
Sayru musun sa
ğlar mısın

 

Yunus Emre

 

 

 

 "SELAM VE DUA İLE"

hayırlı geceler.

8 Eyl.
6 Eyl.
5 Eyl.
Fotoğraf 1 / 44
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 
sanatçı 

...ѕιмα..

Konum
Herşey gelip geçicidir bu dünya da.Eğer öyle olmasaydı; Hayat ve ölüm, gençlik ve yaşlılık, mutluluk ve mutsuzluk, para ve yoksulluk, gözyaşı ve kahkahalar olmaz geceler bir daha gündüzü bulmazdı...

Ziyaret Eden Kişi Sayısı

Free Hit Counters